İnsanların birtakım fizyolojik özelliklerinden, onların karakter ve huylarını tespit etme yöntemidir.
Kur’an-ı Kerim’de fal kelimesi geçmez. Ancak Arapların Cahiliye döneminde şans okları ile fal baktıklarına işaret edilerek bu da “ezlam” tabiriyle ifade edilmekte ve kesin bir ifade ile yasaklanmaktadır.
Tevhid dini olan İslam, şirke asla izin vermez. Bilindiği gibi şirk, Allah’ı inkar etmek değil, tam tersine, Allah’a iman içersinde şeytanın sessizce sokulup iman ehli kişileri sapıttığı çeşitli yollardır ki, İslam, gerçek mümini ortaya çıkarmak için bunları açıklar ve dikkat çeker.
Çakıl taşları, hurma çekirdekleri, nohut ve bakla gibi nesnelerle açılan fal türüdür.
Kürek kemiğinin rengine göre fala bakma yöntemidir.
İnsan vücudundaki çeşitli organlarının seğirme, kaşınma gibi hareketlerinden muhtelif manalar çıkararak bunları iyiye veya kötüye yorma şeklinde yapılan falların ortak adıdır.
Su falı olarak anılabilecek olan bu tür falda arraf (falcı, bakıcı) su dolu bir kaba bakarak suyun aldığı renk ve şekillerden birtakım anlamlar çıkarmakta ve gelecek hakkında tahminlerde bulunmaktadır.
Çeşitli hayvanlar ve insanların, ses davranış ve izlerinden hareket ederek açılan fallardır.
Toprak üzerinde bazı şekiller çizerek bakılan bir fal çeşididir.
Günümüzde çok meşhur olan kahve falı, en çok Akdeniz ülkelerinde ve Orta Doğu’da kullanılmaktadır. Bunun da büyük ihtimalle 17. yüzyılda Avrupa’ya girdiği sanılmaktadır. Kahve falından bahseden ilk kaynak, Floransalı falcı Tommaso Tamponelli’dir. Bu günkü uygulamasından çok farklı olan kahve falı, Tamponelli’ye şöyle bakılmaktadır: Kahve telvesi, iyice yıkandıktan ve süzüldükten sonra düz bir tabağa akıtılır ve telvenin tüm yüzeye yayılabilmesi için fincan hafifçe sallanır. Falcı, oluşan şekilleri yorumlar.
Ülkemizde de yaygın olan bakla falı, Orta Çağ Avrupa’sında, cinlerin veya kötü ruhların baskınına uğradığı sayılan evlerdeki kötü ruhları kovmak için kullanılır ve bu evlerin içine çok sayıda bakla taneleri serpilerek, bunlarla fala bakılırdı. Sonraki yıllarda basitleştirildi. Ayrıca büyücülükle bağlantılı sayıldı.
Belli bir dilek ve niyetle bilhassa kutsal kitapları açıp bulunan yerdeki ifadeleri yorumlama işidir. Bu da Ahmediye, Muhammedi ye, Envar’ul-Aşıkin gibi tasavvuf erbabının yazdığı kitaplarla, Kur’an-ı Kerim yoluyla yapılmaktadır. İran’da ise, Şeyh Sadi-i Şirazi’nin Bostan ve Gülistan’ının kullanıldığı söylenilmektedir. Açılan sayfadan yedi sayfa geriye gidilerek ve o sayfanın tamamı okunarak kişinin durumu hakkında ve geleceğine yönelik bazı yorumlar yapılmaktadır. Ancak bu iş, daha çok tefe’ül amaçlı olarak yapıldığı için faldan farklı görülmüştür.